Peygamber efendimiz Hz.Muhammed s.a.v eÅŸleri
03 Åžubat 2010 | Kategori: Genel
Peygamberimizin eşleri şunlardır.
Peygamberimizin eÅŸleri
Hz. Hatice (r); Hz. Sevde binti Zem’a (r); Hz. Aişe (r); Hz. Hafsa binti Ömer (r); Hz. Zeynep binti Huzeyme (r); Hz. Zeyneb binti Cahş (r); Hz. Ümmü Seleme (r); Hz. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (r); Hz. Cüveyriye binti Hâris (r); Hz. Safiyye binti Huyey (r); Hz. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (r); Meymûne binti Hâris (r)
Peygamberimizin evliliklerini nefsanî ve ÅŸehevanî telâkki eden eski zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalaletine verilen kesin ve susturucu cevap Üstad Bediüzzaman’ın izahıyla özetle ÅŸudur:
Evliliğin iki ana gayesi vardır.. Biri neslin çoğalması diğeri şehevanî duyguların meşru dairede tatmin edilmesidir.. Neslin çoğalması evliliğin illeti yani en öncelikli gayesidir. Nefsanî arzuların tatmini ise o vazifeyi gördürmek için yaratıcı tarafından verilmiş cüzi bir ücrettir. Tıpkı şahsi hayatın devamı için yemeğin içine konulan lezzet gibi.
Gerek tarihî açıdan gerekse insan yaratılışı açısından Peygamberimizin evliliklerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.
25 yaşına kadar gençliÄŸinin en heyecanlı çağında kavmi içinde bekar yaÅŸamış ve hiçbir kadınla iliÅŸkiye girmemiÅŸ iffet sahibi olduÄŸu dost ve düşmanın ittifakıyla sabit olmuÅŸtur. Hatta kavmi ona her yönüyle güvenilen biri olarak “Muhammedül-Emîn” unvanını vermiÅŸlerdi.
Oysa içinde bulunduğu toplum çok kadınla münasebeti normal addediyordu; Buna rağmen o gerek 25 yaşına kadar ve gerekse daha sonraki hayatında pek çok hem de bakire kızla hayatını birleştirebilirdi. Ancak o böyle yapmayıp kendisinden 15 yaş büyük 40 yaşında dul bir kadınla evlenmiştir. Hem de bu evliliği eşi vefat edene kadar tam 25 yıl sürmüştür. Yani elli yaşına kadar tek ve dul bir hanımla yetinmiştir.
Onun evliliklerinde nefsaniyet olmadığının bir delili de müşriklerin davasından vazgeçmesi için yaptıkları teklife verdiği cevapta saklıdır.
Müşrikler amcası Ebu Talip’e gelip “yeÄŸenin eÄŸer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki bu davadan vazgeçsin.” dediler.
Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:
“Ey amca! EÄŸer saÄŸ elime güneÅŸi sol elime de ayı koysalar ‘vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem.”
Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu kadın gibi reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.
İkinci evliliÄŸi ise Hz. Hatice’nin vefatından sonra yine yaÅŸlı ve dul bir kadınla Hz. Sevde ile olmuÅŸtur.
Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra yaklaşık 54 yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır. İlginçtir ki onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir Bu gerçekler karşısında evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkar etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.
Hayatının son yıllarına rastlayan evliliklerinde yukarda zikredilen evliliÄŸin dayandığı her iki gayenin Neslin çoÄŸalması ve nefsanî arzuların tatmininin bulunmadığını görürüz. Zira nesli ilk eÅŸi Hz. Hatice’den devam etmiÅŸtir. Daha sonraki evliliklerinde çocuÄŸu olmamıştır. Sadece Mısır’lı Mariye’den İbrahim dünyaya gelmiÅŸse de bir buçuk yaşında vefat etmiÅŸtir.
Görüldüğü gibi evliliklerin ana gayesi olan neslin çoÄŸalması tarihî bir gerçek olarak Hz. Hatice’nin dışındaki evliliklerinde yoktur.
Geriye evliliğin ikinci derecedeki gayesi kalıyor Yani nefsanî ve şehevanî duyguların tatmini. Peygamberimizin çok kadınla evliliğinde gerek fıtrat ve gerekse tarihî gerçekler açısından bu gayenin aranamayacağını gördük. Zira bir insanın nefsanî ve şehevanî arzularının en ateşli ve uyanık bulunduğu şüphesiz 15-45 yaş dönemidir.
Şayet Hz. Peygamber bu dönemde birçok güzel kadınla evlenmiş sonradan onları terkedip daha başka genç güzel kadınlar almış olsaydı şehvanî hisleri tatmin yolunda ileri sürülen iddialar bir dereceye kadar haklılık kazanmış olurdu. Oysa o böyle yapmamış tam tersine hayatının son on yılı içinde (53-63) aralarında Ümmü Seleme gibi yaşça ilerlemiş ve birçok çocuğu olanlar da dahil aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır. Meselâ Hz. Sevde 53 yaşında ve dul. Hz. Zeyneb binti Huzeyme 5O yaşında ve dul. Ümmü Seleme 4 çocuklu ve 65 yaşında bir dul. Ümmü Habibe dul ve 55 yaşında Meymune 2 çocuklu ve dul.
Bir başka tarihî gerçek de şudur. Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirisinden de ayrılmayı düşünmemiştir.
Gençlik çağı geçtikten sonra nefsanî ve şehvani arzularda gerileme olduğu inkar edilemez bir fıtrat kanunu ve yaratılış gerçeğidir.
İşte Peygamber Efendimizin çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.
Özetle ifade edecek olursak 15-45 yaÅŸ dönemindeki evliliklerde nefsanî ve ÅŸehevanî gaye aranabilir. Oysa Efendimiz bu dönemde genç ve bakire kızlar ve kadınlarla evlenmemiÅŸtir. Tam tersine 40 yaşında üstelik dul bir kadın olan Hz. Hatice ile evlenmiÅŸtir. Ve bu evliliÄŸi Hz. Hatice’nin vefatına kadar sürmüştür.
Çok evlilikleri nefsanî duyguların büsbütün gerilemeye yüz tuttuğu 53 yaşından sonraki dönemde gerçekleşmiş olduklarına göre bu evliliklerde mantığın gereği olarak başka gayeler aramak zaruridir. Bu sadece aklın ve mantığın değil insan tabiatının ve insaflı bir değerlendirmenin de zorunlu bir gereğidir.
EZVAC-I TAHİRAT OKULU
Medine dönemi İslâmî hükümlerin yoÄŸun biçimde geldiÄŸi ve Resulullah tarafından ümmete öğretildiÄŸi dönemdir. Erkek sahabeler Mescid-i Nebevi’de her zaman Resulullah’ı görüp müşkillerini sorup cevaplarını alabiliyorlardı. Neyi niçin ve nasıl yapacaklarını kolaylıkla öğrenebiliyorlardı. Hanımlar için bu konu o kadar kolay olmuyordu. Onların da soracakları öğrenecekleri vardı. Bu maksatla hanımlar durumu Resulullah’a arzederek kendileri için Hane-i saadettte haftanın bir gününü ayırmasını istediler. Resulullah onların bu teklifini kabul etti. Ve hanımlar haftanın bir günü Efendimizle bir araya gelip sorularını sorup dini ahkama dair cevaplarını alıyorlardı. Böyle bir ders sırasında hanımlar Efendimizle bir arada iken enteresan bir hadise cereyan etti. Bir ara hanımlar kendi aralarında konuÅŸmaya baÅŸladılar. Sesleri normalden fazla yükselmiÅŸlerdi. Birbirlerine cevap yetiÅŸtiriyorlardı. O sırada kapının önünden geçmekte olan Hz. Ömer Resulullah’ın huzurunda gürültülü konuÅŸulmasından rahatsız olup kapıyı çaldı. Kapıyı aralar aralamaz onu gören hanımlar hemen sesi soluÄŸu kesip kendilerine çekidüzen verdiler. Hz. Ömer bu durumdan da rahatsız oldu ve:
“Hanımlar bu nasıl iÅŸ benden çekiniyorsunuz ama Resulullah’ın huzurunda gürültülü konuÅŸmaktan sakınmıyorsunuz” diye kadınları ikaz etmekten kendini alamadı. Bunun üzerine hanımlar içten gelen bir itirafta bulundular:
“Ya Ömer sen çok sertsin. Resulullah öyle deÄŸil.” diye karşılık verdiler.
Her şeyini Resulullah uğruna feda eden Hz. Ömer onunla ters düşmüş olmaktan hoşnut olmadı. Bunu farkeden Gönüller Sultanı araya girerek:
“Ya Ömer sen geniÅŸ bir caddede yürüsen ÅŸeytan da karşıdan gelse seni görüp yolunu deÄŸiÅŸtirir.” diyerek gönlünü aldı. İşte hane-i Saadet bir nevi hanımlar okulu olmuÅŸtu. Özellikle Efendimizin hanımları bu okulun devamlı öğrencileri bir manada öğretmenleri idi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. RaÅŸit Küçük bu hususu şöyle dile getirir :
“İslâmın hükümleri hem erkek hem de kadın cinsini kapsayıcı niteliktedir. Fakat sadece erkeklere ve sadece kadınlara yönelik hükümler de vardır. Hz. Peygamber genel hükümlerin veya erkeklerle ilgili hükümlerin öğretilmesi hususunda fazla sıkıntı çekmiyordu. Çünkü onlar kendi cinsleriydi. Kadınlarla ilgili ahkamın öğretilmesinde yaÅŸanmasında ve yaÅŸatılmasında müşküllerin halli ve soruların cevaplandırılmasında kadınlardan faydalanmak mecburiyetindeydi. Peygamber Efendimizin deÄŸiÅŸik yaÅŸ ve kabiliyetteki hanımları mümin hanımlar için bir eÄŸitim-öğretim kadrosu niteliÄŸi taşıyordu. Âdeta evleri bir mektep onlar da bu mektebin eÄŸitimcileriydiler. Peygamber Efendimizin vefatından sonra da bu durum canlılığını koruyarak hatta artarak devam etmiÅŸtir.” (1993 İzmir Ebedî Risalet Sempozyumu TebliÄŸi)
Aslında Resulullah’ın Medine’de Mescid-i Nebevinin civarında bulunan okulu iki bölümden oluÅŸuyordu. Biri erkek sahabelerden oluÅŸan “Ashab-ı Suffe Okulu” DiÄŸeri hanımlardan oluÅŸan “Ezvac-ı Tahirat Okulu”
Gerçekten İslâmî hükümlerin doÄŸrudan doÄŸruya Resulullah’tan öğrenilip ümmete ders verilmesinde Ezvac-ı Tahirat’ın haneleri bir okul kendileri de o okulun hem daimî öğrencileri hem de öğretmenleri idiler. Bu görev yukarda da belirtildiÄŸi gibi Efendimizin ahirete intikalinden sonra da devam etmiÅŸtir. Suffe Okulunun önde gelen “DemirbaÅŸ bir talebesi” ve bütün hayatını hadislerin muhafazasına vakfeden bu hizmeti yerine getirirken hafızasının kuvvetlenmesi için Resulullah’ın duasına mazhar olan Ebu Hureyre olduÄŸu gibi Ezvac-ı Tahirat okulunun önde gelen birinci talebesi de zeka hafıza ve kavrayış gibi üstün kabiliyetlere sahib olan Efendimizin biricik eÅŸi Hz. AiÅŸe’dir. Nitekim “Muksirun” diye anılan en çok hadis rivayet eden sahabelerin başında 5374 hadisle Suffe okulunun baÅŸ öğrencisi Ebu Hureyre geldiÄŸi gibi dördüncü sırada 2210 hadisle de “Ezvac-ı Tahirat Okulu”nun öncüsü Hz. AiÅŸe gelir.
Evet İslâm en son ve en mükemmel din olarak insan hayatının bütün safhalarına ait deÄŸiÅŸik derecede öneme haiz hükümler getirmiÅŸtir. Bu hükümlerin tesbiti tâlimi ve hayata intikali Asr-ı Saadetin en öncelikli ve önemli hizmeti idi. Çünkü hayatın her anında ve her safhasında Allah’ın razı olacağı tarz ve ÅŸekil yani dinin kendisi tesbit ediliyordu.
Bu gerçeÄŸin idraki için kaynaklara eÄŸildiÄŸimizde karşımıza bu müminlerin anneleri ile bu “Ezvac-ı Tahirat” eliyle muhteÅŸem bir hükümler ve sırlar hazinesi çıkıyor. Ve bu hazinenin ümmete açılması gibi kutsal bir görev bu evliliklerin ÅŸaÅŸmaz gayesi olarak beliriyor.
Diyebiliriz ki bu hanımları özellikle bunlar arasında çok özel bir yeri olan Hz. Aişeyi devreden çıkaracak olsak İslâm dininin neredeyse yarısı kadar olan bir hükümler manzumesini de yok farzedecektik!.
